Home Köşe Yazıları Yozlaşma Batağında Metal Kültürü-2

Yozlaşma Batağında Metal Kültürü-2

e-Posta Yazdır
                     İlk yazıda genel perspektifi betimledikten sonra,bu yozlaşı durumu nasıl gerçekleşmiş sorusunun yanıtını;teorik bir lisanla soruna işaret edip bırakmaktansa,kendi başımdan geçen ve akranlarımın da az-çok yaşadığı en ilkelden daha niteliksele uzanan bir 'metalcilik' serüvenini dillendirmeye çalışıp,yozlaşmanın kökenine inmeye çalışacağız.En azından bu düşüncelerle bir yazı yazmaya uğraşıyor isek,yani bahsettiğimiz öz kimliği çamura saplanmış yoz metal kültürünü eleştiriyorsak;demek ki kendimizi bu kapsamın dışında tutuyoruz demektir.Tabi,bu da cüretkar bir tespittir,ki serüvenimizde muhakkak özeleştiri de yapmamız gereken noktalar çıkacaktır.Bu da düştüğümüz tuzakları açıkca ortaya çıkaracağından,nasıl düştüğümüz hususu da çeşitli yorumlarla değerlendirmeye alınacaktır diye umuyorum.

                     Kişisel gelişim evresini benim gibi 'milenyum' evresinde geçirenler,çok daha iyi bileceklerdir ki,rock furyasının 2000'li yılları esir alacağı daha dönemin başından belli oluyordu.Öyle sanıyorum ki,ben ve benimle aynı metalcilik serüvenini yaşayan arkadaşlarım(Bu yüzden 'biz' diyeceğim,bu cümleden sonra);rock müzikle,daha doğrusu ingilizce söylenen rock müzikle ortaokul döneminde,evlerimize yeni yeni giren yabancı kanallardan en çok ilgimizi çekmiş olan MTV aracılığı ile tanıştık.Muhakkak ki,bu tanışma,tam manasıyla bir tanışma değildi,fakat en azından rock gruplarının görüntülerini görüp etkileniyorduk.Ayrıca o gruplar,hiç de bizim Haluk Levent'e falan benzemediği için,oldukça da merak uyandırıyordu.Milenyum yılları,rock-metal müzik açısından ne 70-80'lerin o heavy-thrash patlaması yapan,ortalığı kasıp kavuran yılların,ne de 90'ların hakim underground özelliklerini taşıyordu.Bizim dönemimiz rock-metal adına üretilenlerin,çok daha endüstriyel bir şekilde piyasaya arzı şeklinde sunulduğu için,kaset-cd almak için o belli başlı kişilerin bildiği dükkanlara ihtiyaç duymadık mesela.Metallica kliplerinin neredeyse hepsini ezbere biliyorduk,kasedi büyük alışveriş marketlerinden bile bulabiliyorduk.Çok afaki örneklere gerek yok,örneğin;bizden yaşca büyük bir abimiz işte 'Ben Kargo dinliyorum' dediğinde ya da daha aşama almış olan bir diğeri 'Ben Pentagram dinliyorum' dediği zaman,bizde inanılmaz bir saygı duyma gereksinimi ortaya çıkıyordu.Arayış vardı,ancak artık hayranı olup,okulda sağda solda 'Bakın ahali ben bu grubu dinliyorum' dedirtecek gruplar,sanatçılar Pentagram,Metallica falan olamazdı.En sıradan kişinin bile bize vuracağı yafta,direkman 'taklitçi' olacaktı.Taklit sözcüğünün itici gelişi,bizi daha farklı gruplara yönlendiriyordu.Nasıl bir grup olmalıydı ki,hem bütün şarkılarını sıkılmadan dinleyebilelim,hem ismini söylediğimizde 'taklitçi' olmayacak denli yeni olsun,hem de klibi falan arada sırada oynasın ki,millet demesin 'kim bunlar?' diye.İşte o bizim Pentagram dinliyorum diyen abilere duyduğumuz saygının,kendi cenahımızdaki özgünlüğünü oluşturma derdine düşmüştük.Birileri de bize saygı duymalıydı,ama zaten hali hazırda saygı uyandıran grupları öne sürerek bunu başaramazdık.Arayışımızın temeli bu doğrultudaydı.
              
                   Milenyum yıllarının iyiden iyiye modernize olmuş 'modernite' hali de,değişen dünya düzeni ekseninde ortaya çıkan sorunlara ve arayışlara cevap olabilmek adına oldukça yoğun bir cephanelik hazırlamakla meşguldu.Tabi,bu analizi o dönemde yapmamız mümkün değildi.Özellikle ülkemiz özelinde 90'lı yılları pop müziğe heba etmiş olan müzikal cephaneliğin yönü,2000'lerde rock müziğe doğru kayıyordu.Bizim de içinde olduğumuz arayanlar yığınını da tatmin edecek düzeyde bir 'yeni' rock konsepti,tam da lise çağındaki popüler popun dışında durabilmeyi eğreti de olsa başarabilmiş genç kitle için biçilmiş kaftandı.Çünkü,artık kalkıp da bu gençlere efsaneleri dinletecek hali yoktur kimsenin.Modernite,ortaya konsepti koyacaktır ve ya o çizgiye gelip milyonlara ulaşacak ve uyuşturacaksındır ya da kendi kabuğunda marjinalleşmeye mahkum kalacaksın.Peki,bu yeni rock-metal konsepti nasıl bir müziği içeriyordu?Bizim bildiklerimizden farkı ne olacaktı?Üzerinden fazla zaman geçmeden,bu tarzın da emareleri açığa çıkmaya başlamıştı.İpuçlarını inceden inceye hissettirdiği yenilik için,öncelikle taze ve yutulabilir bir zemin ayarlanmıştı.Mesela,'alternatif rock' diye bir kavram oluşturuldu ve bu özellikle ülkemizde iyi tuttu.Alternatif kavramını,rock müziğin son halini nitelemesi için satın aldılar ve suyun akış yönünün değişeceğini cümle aleme ilan ettiler.Bunun anlamı,rock müzikte artık radikal bir değişimin olacağıydı.Alternatif rock ve nu-metal benzeri kavramlar ve bu tarzları icra eden gruplar,bu dönemde piyasaya sürüldü.Ben,metal müzikteki tahrifatın miladını,biraz da bu tarzların ortaya çıkışı olarak görüyorum.Elbette ki,yenilik ve güne hitap etmek önemlidir ve aynı zamanda hayatidir;fakat,bizce yenilik meselesinde önemli olan nokta üretkenlik mevzusudur.Zaten bu yüzden,kimse metal gruplarından 'özel' bir yenilik beklemez,o yenilik;yeni albümle ya da yeni kliptir,konserdir,formattır,bir şekilde spontane olarak kendisini yaratır.Yeni konsept olarak ortaya konulan sözümona metal müziğin belirgin özelliklerine baktığımızda,evrensel normlardaki metal öğelerinin hiçleştirildiğini görüyoruz.Örneğin;çoğu zaman şarkının kodu olarak zihnimize kazıdığımız yırtıcı gitar soloları rafa kalkmıştır.Onun yerini,müziğin tabanına yeni dahil olan plaktan fuçu fuçu diye ses çıkaran dj aletinin varyasyonları almıştır.Davul ve bas gitarın önemi,neredeyse olmasa da olur seviyesine çekilmiş,hele ki davuldan hiçbir özel atak duyulmaz olmuştur.Vokaldeki değişim ise,neredeyse apayrı bir yazı konusu olacak denli vahimdir.Zira,rock-metal müzik dinleyenleri alıp götüren,dinleyiciyi şarkıda yaşatan vokaller gitmiş,yerine bildiğimiz hip-hop,rap tarzı sesler bütünü almıştır.Metal müziğin içine hızlı söylenen vokaller giremez diye bir yargı olacağını düşünmesem de,patenti çok başka bir tarza ait olan söyleme biçiminin de metalin içine kanalize edilemeyeceğini de o denli düşünüyorum.Bunun yanında,şarkıların süresi de baariz bir oranda kısaltılmıştır ki,küçük haplar misali şarkıları da hemen yutup hazmedebilelim diye.Böylece,şarkıya hemen adapte olup,bağımızı çabucak kuruyor ve bir anda dilimize dolayıveriyoruz.Ne kadar bu özellikleri sıralayıp da,ortaya çıkan yeni tarzı olumlamaya gidemeyeceksek de;yine de,yelpazenin bir parçası olarak görür ve bu tarzı tercih eden kitlelerin iradesine de saygı gösteririz.Lakin;tüm bu Polyannacı tavır,ancak ve ancak ortaya bir kültürel yozlaşma çıkmasaydı anlamlı olurdu ve ne yazık ki,yaşadığımız gerçeklik bizi,'dinleyen dinlesin' deyip,üzerinde durmayacakken,her an tesirini hissedip,sinirden şiştiğimiz için derinlemesine açmak durumunda kaldığımız bir aşamaya evriltiyor.

                    Yeniden,bizim en masum metalcilik dönemimize hakim olan nu-metal,alternatif rock tarzının,bu yazının öznesi olan bizim şahsımızdan hareketle,kocaman bir genç kitleye nasıl hakim olduğuna dönebiliriz.Getirilen yeni rock-metal konsepti,bizim açımızdan da gayet uygundu ve kanıksamakta zorluk çekmedik.Linkin Park'ın kasedini dinleyip,hemen arkasından MTV'de bir Papa Roach klibi izleyebiliyorduk.Bu durum da bize müthiş bir haz veriyordu.Tabi,teknik anlamda müziğe de hakim olmadığımız için,o şarkıların çalınması bize deveye hendek atlatmayı yeğletecek bir düşünce uyandırıyordu.Yani,sanki o şarkıları çalmak imkansızdı ve o grubun elemanları çok özel yetenekli kişilerdi ki,bu müziği icra edebiliyorlardı.Limp Bizkit şarkılarını ezberlemeye çalışıyor,P.O.D şarkılarında kendimizden birer parça arıyorduk.Ancak;o grupların kliplerininden sonra Britney Spears'ın klibi çıkınca da hiç 'Neden?' demiyorduk.Biraz da baldır bacak,cıbıldak hatun görmek iyi mi geliyordu acaba?Yoksa,bizim üzerimizde bıraktıkları etki aynı olduğundan olmasın bu bünyemize sorgusuz sindirme halimiz?Tabi bu noktada,o grupları 'niye ticari kaygıyla müzik yapıyorsunuz len!' diye de,iteleyecek kadar bulutların üzerinde yaşamıyorum.Ticari kaygı muhakkak duyulur,kendini dinletme,sevdirme istemi normaldir.Bunun yanında politik kaygı bile güdülebilir.Kimse Megadeth için,'Dave,oğlum bırak bu siyasi mevzuları,müziğine bak sen' diyebilir mi?Ya da aynı şekilde Kreator'a?Bunlar yozlaşma alametleri değildir,fakat bir şeyin özünde tahrifat yaratmak yozlaşmaya götürür.Nitekim,metal müziğin özünü değiştirmek,fakat hala daha onun bunca yıllık kazanımları üzerinden kolayca kendini yaşatmak,ne etiktir,ne adil ne de anlamlı.Bir şeyin yeni olması için,gerçekten de daha önce olmayan olması gerekir.Diğer türlü varolanda değişiklik yapıp,makyajlayıp yeniden ortaya koymanın adı reformdur,ki reformu da yapma yetkisi ancak özü yakalayıp,ona sağdık kalanındır.Aslında,reform ve reformist kavramları genelde ne ordayım ne burada ikilemiyle,oraya da buraya da 'iyi' görünme durumu ve o durumu yaşayan şahsiyetler için kullanılır ki,anlaşıldığı üzere konuya ilkesizlik durumu hakimdir.Konumuza bağlayacak olursak,yeni metal konseptinin benimsenmesi de metal cenahında reformist metalcileri ortaya çıkarmıştır.Bu kişiliklerin temel özelliği,metale karşı olmamaları,metal müziğin etki alanının ve onca müzikal kazanımın silinemeyeceğinin bilincinde,zaten kendisi de müzikal anlamda metalle yoğurulmuş biri olan,ama metal müziğin ilkelerinin ağırlığı konusunu içine sindiremeyen ve tavizi bol bir tırpanlama işlemi sonunda daha 'doğru' bir metal müziğin ortaya çıkacağına olan inançlarıdır.Biz tabi,reformist bile değildik.Çünkü,konuya vakıf olmadığımız için ve bizce başat olan kısmı da kendimizi ifade edebileceğimiz bir argüman arayışı içinde olmamız olduğu için,işin bu kısmı bizim için yalnızca teferruattı.Çok geçmeden de,bu nu ve alternatif akım ülkemizde anadilimizle de icra edilip,tutmaya başlayınca,biz de elbette o hep özendiğimiz saygınlık evresine ulaşmış olduk.Bu aşama,akabinde daha fazla müziğe yaslanmış,kendisini;dinlediği grubun adının geçmediği cümleler kurmadan ifade edemeyen bireyler olma yolunda,bizi geri dönüşü zor yollara sürüklemişti.Durumdan memnunduk elbette,ama bakalım nereye kadar sürerdi bu iş?

                       Devreye konulan yeni konseptin benimsenmesi konusu,bizim için de oldukça sıcak olduğu için tanımı geniş tutabildik.Bu büyünün,yine bizim şahsımızda önemini kaybedişi de;daha fazla müziğin altyapısı konusundaki bilgi ve becerimizin gelişip,akabinde daha fazla gitarist ve grup tanıyıp dinlememiz,bu doğrultuda metali metal yapan şahsiyetleri tanımamız ve muhakkak ki,hayata verdiğimiz anlama denk bir müzikalite arayışının şahsımızda nihayete ermemesi sonucu gerçekleşti.Bu 'aşma' konumuna arada değinip atıfta bulunacağız diğer yazılarda da,ancak bu yazı sonlanırken,diğer yazının içeriğini oluşturacak konunun eşiğine gelmiş bulunuyoruz.O da;teorik anlamdaki tahrifatın,ne tarz gruplarca uygunlandığına az çok değindikten sonra gelen ve asıl önemi oluşturan,bu tarzı benimsemiş kişilerin pratikleri sonucu ortaya çıkan yozlaşma hali.Kitlenin içine düştüğü yozlaşma batağı,nelere yol açıyor ve yine aynı kitlenin bu bataklıktan bu kadar bihaber olması nasıl olabiliyor?Konumuza buradan devam edeceğiz..
 

FORM_HEADER

FORM_CAPTCHA
FORM_CAPTCHA_REFRESH